Rezervasyon
Genel

İstanbul’da Ramazan: Manzaralı Bir İftar

· 6 dk okuma · 176 görüntülenme
İstanbul’da Ramazan: Manzaralı Bir İftar

İftar, Ramazan ayı boyunca günlük orucu açan öğündür ve güneşin battığı an yenir. İstanbul’da yılın en sıcak günlerinden biridir bu: akşamüstü ezan damların üstünden yayılırken sofralar dolar, önce su ve hurma çıkar ortaya, koca şehir aynı birkaç dakika içinde birlikte sofraya oturur. Boğaz (şehri ikiye ayıran o deniz koridoru) manzaralı bir iftar, bu paylaşılan anı, ay geçtikten çok sonra bile hatırlayacağınız bir şeye dönüştürür.

İftar nedir ve ne zaman olur?

İftar, günün orucunu sona erdiren akşam öğünüdür. Ramazan boyunca oruç tutanlar şafakla gün batımı arasında yiyip içmez, bu yüzden akşam sofrası ayrı bir ağırlık taşır. Oruç geleneksel olarak su ve bir hurma ya da bir zeytinle açılır, ardından çorba, sonra da asıl yemek gelir. Vakit her gün biraz kayar, güneş ya geç ya erken batar; yerliler de bunu yakından takip eder.

Orucun yeniden başlamasından önce yenen şafak öncesi öğüne sahur denir. İstanbul’un eski mahallelerinde, ilk ışıktan önce sokakları dolaşan Ramazan davulcusunun sesiyle hâlâ uyanabilirsiniz; şehir çevresinde büyüse de tarihi semtlerde yaşamayı sürdüren bir gelenektir bu.

Ramazan’da İstanbul nasıl hissettirir?

Şehir temposunu değiştirir. Öğleden sonralar bir tık daha sessiz akar, sonra gün batımı yaklaştıkça tatlı bir telaş toplanır: ekmek taşıyan insanlar, eve ya da sevdiği bir sofraya koşan aileler, açık pencerelerden süzülen yemek kokusu. Akşam ezanı okununca sokaklar bir an boşalır, herkes yemeğe oturur.

İftardan sonra eski şehir yeniden canlanır. Büyük camiler ışıklanır, minareler arasına mahya denen ışıklı yazılar gerilir, siluetin yükseğinde kısa mesajlar belirir. İnsanlar yemeğin üstüne yürür, çay için toplanır, geç saatlere kalır. Hava sosyal ve acelesizdir; sıradan bir geceden çok, uzun bir bayram akşamına yakındır.

İftar sofrasında neler olur?

İftar sofrası cömert ve gönül okşayıcıdır, paylaşılmak için kurulur. Tabaklar haneye ve yöreye göre değişir, ama klasik bir İstanbul sofrası genelde şunları taşır:

  • Hurma ve su: orucu açmanın geleneksel ilk lokması, çoğu zaman yanında birkaç zeytinle.
  • Çorba: mercimek ya da domates gibi, öğüne yumuşak bir giriş yapan sıcak bir kâse.
  • Pide: ayın o mevsimine özel, taze pişen yumuşak ve oval Ramazan ekmeği; gün batımından az önce fırınların önünde kuyruklar oluşur.
  • Peynirler, zeytinler ve meze: sofrayı açan küçük soğuk tabaklar, tıpkı bir kahvaltı sofrası gibi.
  • Bir ana yemek: çoğu zaman ağır ateşte pişen bir et ya da sebze yemeği, yanında pilav ya da bulgur.
  • Güllaç: Ramazan’ın imza tatlısı, gül kokulu sütte ıslatılmış ince yufkalar; dolu bir öğünün ardından gelecek kadar hafif.

Bu öğünün uzun, paylaşımlı hâli size tanıdık geliyorsa, bir geleneksel Türk kahvaltısını bu kadar sosyal kılan da aynı mantıktır: çok sayıda küçük tabak, acele yok ve durmadan gelen çay.

Neden Boğaz manzaralı bir iftar?

Orucu açmak zaten bir rahatlama anıdır. Bunu suyu ve aydınlanan silueti görebildiğiniz bir yerde yapmak, o âna ona yaraşır bir sahne verir. Tarihi yarımadadaki bir terastan, İstanbul’un Haliç’in üstündeki eski çekirdeğinden, ışığın kubbelerle minarelerin ardına inişini, vapurların kararan koridoru geçişini ve şehrin yanmaya başlayışını izlersiniz. Yılın geri kalanında insanları manzaralı yemek için çeken o görüntü, iftarda daha sakin, daha derin bir ağırlık kazanır.

Gün batımından önce gelmeye değer. Çay söyleyin, yerleşin ve belirlenen dakika yaklaşırken gökyüzü işini görsün. Ezan en sonunda okunup sofra canlandığında, manzara ile öğün birlikte iner üstünüze. Bu akşamların ağır temposu için, aynı acelesizlik yılın her vaktinde Haliç üstünde bir gün batımına da sinmiştir.

Ramazan’da ziyaret üzerine bir not

Bu mevsimin tadını çıkarmak için oruç tutuyor olmanız gerekmez, gezginler sofrada içtenlikle ağırlanır. Birkaç küçük incelik çok şey değiştirir: iftar için masalar hızla dolar, bu yüzden önceden yer ayırtın; gündüz saatlerinde oruç tutanlara saygıdan ağzınıza bir şey götürürken ölçülü olmanız hoş karşılanır, gerçi İstanbul rahattır ve kafeler açık kalır; gün batımından biraz önce varmak ise sizi yemeğin ortasına dalmak yerine o bekleyişi paylaşmaya bırakır. Böyle yapıldığında İstanbul’da bir iftar, şehrin sunduğu en cömert akşamlardan biridir.

Moss’ta bir iftar akşamı

Orucu suyun üstünde açmak isterseniz, Moss Lounge the Bosphorus Süleymaniye’de, tarihi yarımadada durur; bir yanında cami silueti, diğer yanında Boğaz. Burayı 2019’da açan ve bir restoran değil bir ev gibi işleten Adem Özen, ışık solarken terası sakin, çayı sıcak tutar. Gün batımı için WhatsApp üzerinden bir masa ayırtın, ezandan önce gelin ve akşamın oradan kendiliğinden açılmasına izin verin.

Paylaş
← Tüm Yazılara Dön
Rezervasyon

Masanız
sizi bekliyor.

WhatsApp ile Rezervasyon