Rezervasyon
Ritüel

Nargile ve Sohbet: İstanbul’un Ağır Akan Toplumsal Ritüeli

· 6 dk okuma · 84 görüntülenme
Nargile ve Sohbet: İstanbul’un Ağır Akan Toplumsal Ritüeli

Nargile (Türk su pipisi, dünyanın geri kalanının hookah dediği şey), İstanbul’da içmekten çok oturmanın bir yoludur. İnsanlar çoğu zaman onun tütünle ilgili olduğunu sanır. Oysa asıl mesele, ritüelin açık tuttuğu o uzun akşamdır: sofranın ortasına kurulmuş tek bir pipo, her dirseğin yanında bir bardak çay (Türk siyah çayı) ve kimsenin bitirmeye acele etmediği üç dört saat. Duman bahanedir. Sohbet asıl meseledir.

Nargile neden bir duman değil de toplumsal bir ritüeldir?

Çünkü acele kaldırmaz. Sigara hem kişisel hem hızlıdır; birkaç dakikada biter ve unutulur. Nargile bunun tam tersidir: paylaşılır, yavaştır ve kalmanızı ister. Kömürün ilgilenilmesi gerekir, lülenin tütünü bir saat ya da daha uzun sürer, ve bütün düzen ancak etrafında insanlar varsa bir anlam taşır. Sigara için dışarı çıkar gibi nargile için çıkmazsınız. Bir nargilenin başına yerleşirsiniz.

Bu fark, sofranın bütün havasını biçimlendirir. Akşamı çeken bir saat yoktur, bitirilecek bir tabak yoktur, yetişilecek bir sonraki iş yoktur. Yemekler çoktan kalkmışken bile pipo herkese oturmaya devam etmek için bir sebep verir, ve işte o fazladan saatte asıl muhabbet kendini gösterir; ancak insanlar saate bakmayı bıraktığında yüzeye çıkan o muhabbet.

Tek bir pipo bir sofrayı nasıl bir arada tutar?

Fiziksel düzen sessizce bir iş görür. Pipo ortada durur, çoğu zaman paylaşılarak, ve sofra doğal olarak onun çevresinde içe doğru toplanır. Marpuç elden ele geçer, ve her geçiş, herkesi içeride tutan küçük, sözsüz bir nezakettir. Kimse baskın çıkmaz, kimse dışarıda kalmaz. Ritim yumuşak ve döngüseldir, ve grup düşünmeden ona yerleşir.

Birkaç şey akşama biçimini verir:

  • Ortadaki pipo; sofrayı özel köşelere bölmek yerine bir araya çeker.
  • İnsanlar arasında yavaşça dolaştırılan marpuç; açıklama gerektirmeyen rahat bir gel-git.
  • Gelen ve yeniden gelen çay; bir yemeğin biteceği noktanın çok ötesinde tazelenir.
  • Arada bir ilgilenilen kömür; geçen saatleri işaretleyen küçük, ortak bir uğraş.

Bunların hiçbiri bir gösteri değildir. Bir grubun bir yerde kalmak, birbirine dönük oturmak ve onları ilerlemeye zorlayan hiçbir şey olmaması için bir sebebi olduğunda olan şeydir bu. Nargileye yeniyseniz, yeni başlayanlar için nargile rehberimiz ilk bir seansın sipariş vermekten tempoya kadar gerçekte nasıl işlediğini anlatır.

Bir nargile ve sohbet akşamı nasıl bir histir?

Modern akşamların pek ender olduğu bir biçimde acelesiz hissettirir. İlk yarım saat gevşek ve biraz amaçsızdır; insanlar gelir, sipariş verir, yerlerini bulur. Sonra sofra yerleşir. Konuşma yavaşlar ve derinleşir. Konular kimse yönlendirmeden gezinir; küçükten ve komikten uzuna ve ciddiye ve yine geri salınır. Saatler kendilerini duyurmayı bırakır.

Bu, şehirde eski bir desendir. Yüzyıllar boyunca nargile kahvehanenin tam kalbinde durdu; komşuların tartıştığı, tüccarların dinlendiği ve dostların akşamı birlikte geçirdiği yerde. Bunun nasıl kök saldığını Osmanlı İstanbulu’nda nargilenin tarihi üzerine yazımızda okuyabilirsiniz. Bugüne kalan, aynı içgüdüdür: yavaş olunacak, eşlik içinde, eşlikten başka belirli bir gündemi olmayan bir yer.

Hızlı bir şehirde yavaş tempo neden önemlidir?

İstanbul hızlı akar. Vapurlar işler, trafik birikir, günler siz onlarla ne yapacağınıza karar vermeden kendilerini doldurur. O akıntıya karşı, bir nargile akşamı kasıtlı bir frendir. Şehirde, uzun bir vakit boyunca özellikle hiçbir şey yapmamayı, üstelik bunu bir ekranın başında yalnız değil, başkalarıyla yapmayı açıkça ödüllendiren ender ritüellerden biridir.

İşte bu yüzden ayakta kaldı. Tesadüfi olan tütün için değil, tütünün açtığı şey için: dostlardan bir sofra, çay ve sohbetten oluşan yavaş bir halka, ve bütün uzunluğunca akmasına izin verilen bir akşam. Mekân, suyun manzarasını ve eski şehrin üstündeki alacakaranlık ışığını da eklediğinde kalmaya çağıran o çekim daha da güçlenir ki bu da uzun bir İstanbul çay, nargile ve Boğaz akşamının tam kalbidir.

Süleymaniye’de yavaş bir nargile akşamı

Bunu kendiniz hissetmek isterseniz, Moss Lounge the Bosphorus yukarıda Süleymaniye’de, tarihi yarımadada durur; bir yanında Süleymaniye Camii silüetini, öbür yanında Boğaz ve Haliç’i tutan bir terasla. 2019’da burayı açan Adem Özen, mekânı bir restoran gibi değil, bir ev gibi işletir ki bu da böyle bir akşam için doğru çerçevedir. Nargile vardır, gelmeye devam eden çay vardır, ve sohbetin canı istediği kadar uzayabileceği, terasın sessiz bir köşesi vardır.

Paylaş
← Tüm Yazılara Dön
Rezervasyon

Masanız
sizi bekliyor.

WhatsApp ile Rezervasyon