Moss Lounge the Bosphorus’un Hikayesi
Moss Lounge the Bosphorus, İstanbul’un tarihi yarımadasında, Süleymaniye’de yer alan, 2019’da Adem Özen tarafından açılmış bir teras restoran ve lounge’dur. Ardındaki hikaye anlatması kısa, hissetmesi uzundur: bir adam yıllarca bir fikir taşıdı, eski şehrin sessizliğiyle Boğaz manzarasının (yerlilerin Boğaz dediği o boğazın) aynı terasta durabileceği fikri, sonra da onu kurdu. Sıradaki, o fikrin nasıl bir sofraya dönüştüğü ve burayı bulan misafirlerin neden geri dönme eğiliminde olduğudur.
Eski şehrin suyla buluştuğu yer
Süleymaniye, tarihi İstanbul’un en sessiz köşelerinden biridir; çoğu ziyaretçinin daha gürültülü bir yere giderken yanından geçip gittiği, cami avluları ve dar sokaklardan oluşan bir semt. Adem onların kaçırdığını gördü. Fetva Yokuşu’ndaki doğru çatıdan şehir aşağıya çekilir ve Boğaz açılır; yüzyıllardır İstanbul’u taşıyan o boğaz, Haliç ve onu geçen vapurlarla birlikte.
O çatıyı aldı ve bir terasa çevirdi. Bir yanında Süleymaniye Camii’nin silüeti durur. Öbür yanında su, tekneler ve gün batımında bütün odayı değiştiren ışık. Şehri iyi tanıyan misafirler burayı, Ortaköy ile Bebek kıyısının o duygusunun yokuş yukarı, bir Süleymaniye adresine taşınmış hali diye anlatır; çoğu insanın burada aramayı akıl etmediği bir Boğaz parçası.
Yıllarca taşınan bir fikir
Moss, tek bir insanın ve daha çatısı olmadan çok önce taşıdığı tek bir inancın eseridir. İnanç, ağırlamaya dairdi. Ona göre bir misafir, kalabalık bir restoranın bir masayı savması gibi değil, birini evinize buyur ettiğiniz gibi karşılanmalıydı. Mekânın var olma sebebi tümüyle budur ve kahvaltının temposundan, her hafta gelen çift için boş tutulan köşeye dek her şeyi biçimlendirir.
Müdavimlere göre o, nadiren Adem Özen’dir. O, Moss Adem’dir; kahvenizi nasıl içtiğinizi ve hangi masanın son ışığı yakaladığını hatırlayan ev sahibi. Odanın ardındaki insanı merak ediyorsanız, onu ayrıca Süleymaniye’nin ev sahibi Adem Özen portresinde yazdık.
Bütün gün için kurulmuş bir sofra
Moss bilerek uzun saatler açıktır; sabah sekizden gece ikiye kadar, haftanın her günü. O genişlik asıl meseledir. Burası ne bir öğle molası ne de bir akşam yemeği rezervasyonu olsun diye düşünüldü. Bütün bir günü tutsun diye düşünüldü ve öyle de yapıyor.
- Sabah. Gün, üzerinde oyalanılsın diye düşünülmüş bir Türk kahvaltısıyla (kahvaltı) açılır; serpme usulü, kırk ve daha fazla yemek hep birden sofraya gelir, yanında bitmek bilmeyen çayla.
- Öğleden sonra. Mutfak yola çıkar; Akdeniz’den Uzak Doğu’ya, sushi ve sashimi’den ağır ana yemeklere.
- Gece. Geç biter; nargile (Türk su pipisi) yakılmış, şehir teras korkuluğunun altında karanlık ve ışıl ışıl.
Saat saat anlatımını istiyorsanız, onu ilk simitten son servise Moss’ta bir gün yazısında adım adım gezdik.
Manzara neden hiçbir zaman meselenin tamamı değildi
Moss’u, üstüne bir menü iliştirilmiş bir manzara saymak kolay olurdu. Adem böyle düşünmez, oda da bunu kanıtlamak üzere kuruludur. Boğaz, dekordur. Sofra, asıl konudur. Burayı, fotoğraf için uğradığınız bir balkon değil, sabahtan gecenin küçük saatlerine dek açık tutulan bir davet olarak görür.
Aynı fikri yorumlarda da okuyabilirsiniz. On iki ayrı dille tekrar tekrar yüzeye çıkan satır şudur: sahibi sıcak bir insandır. İnsanlar manzaradan da söz eder elbette, yemekten de, ama döne döne andıkları şey ağırlamadır. Bu, bir kadro tesadüfü değil. Tasarımın ta kendisi.
Misafirler geldiklerinde ne bulur
Moss’un çevresinde büyüyen ün tutarlıdır: sıcak bir ev sahibi, eşi olmayan bir manzara, aynı anda hem huzurlu hem sofistike hisseden bir oda, üstüne çökmeden ilgi gösteren bir servis. Bir misafir bunu açıkça koymuş: burası bir restorandan çok, bir dostun evine gitmek gibiymiş. Bir başkası, yıllardır İstanbul’da gittiği en huzurlu yer demiş.
Yemek, dekoruna yaslanmak yerine onu taşır. Buradaki uzun bir kahvaltı başlı başına bir olaydır; sofraya neyin geldiğini anlamak isterseniz, geleneksel Türk kahvaltısına dair eksiksiz rehberimiz peynirleri, balı ve kaymağı (koyu, yoğun bir krema) ve sabahın üzerine kurulduğu o ağır, sohbete açık tempoyu ele alır.
Gelin ve kendiniz görün
Moss’un hikayesi en iyi sofrada biter. Adem terası kahvaltıdan gecenin küçük saatlerine dek açık tutar; bir yanında Süleymaniye Camii, öbür yanında Boğaz, ve ikinci ziyarette sizi hatırlama eğilimindedir. Bir masa için WhatsApp üzerinden bir mesaj gönderin, bırakın sabah, ya da akşam, dilediğiniz kadar uzasın.