Süleymaniye mi Sultanahmet mi: Eski İstanbul’un İki Yüzü
Süleymaniye ile Sultanahmet, eski İstanbul’un aynı tepesinde, on beş dakikalık yürüyüş kadar yakın iki semttir ve birbirinden ayrı iki şehir gibi hissettirir. Sultanahmet, büyük anıtların toplandığı yerdir: Sultanahmet Camisi, Ayasofya, eski saray ve bunlar için gelen kalabalıklar. Süleymaniye (16. yüzyıldan kalma büyük camisinin adını taşıyan semt) hemen kuzeyde ve yokuş yukarıdadır; daha sakin, daha konut ağırlıklı, daha içinde yaşanan. İkisi arasında seçim yapıyorsanız kısa yanıt şu: anıtlar için Sultanahmet, tarihi yarımadanın daha yavaş, daha yerel yüzü için Süleymaniye. Çoğu gezgin ikisinden de biraz ister.
Süleymaniye ile Sultanahmet arasındaki fark nedir?
İkisi de Haliç’in üstündeki eski İstanbul çekirdeği olan tarihi yarımadada yer alır ve ikisi de bir imparatorluk camisiyle taçlanmıştır. Fark, o camilerin çevresindeki günlük hayatın dokusundadır.
Sultanahmet ziyaretçiler için kurulmuştur. Büyük yapılar birbirine yakındır, meydanlar geniş ve açıktır, sokaklar sabahın geç saatlerinden itibaren tur gruplarıyla, rehberlerle ve bilet kuyruklarıyla dolar. Kartpostalların İstanbul’udur ve bunun da haklı bir nedeni vardır. Süleymaniye ise hâlâ işleyen bir semttir. Yollar tırmanır ve daralır, evlerin arasına çamaşırlar asılır, eski üniversite çevresinden öğrenciler geçer ve yanından geçtiğiniz insanlar bir yapıyı görmeye giden ziyaretçilerden çok, gününü yaşayan yerlilerdir.
Çoğu ziyaretçi neden Sultanahmet’ten başlar?
Çünkü büyük anıtlar oradadır ve bu ilgiyi hak ederler. Sultanahmet, şehrin görülmesi gereken yapılarının en yoğun kümesini, birbirinden yalnızca birkaç dakika uzaklıkta barındırır; bu da onu ilk kez gelen biri için doğal ilk durak yapar.
Tek bir sabahta Ayasofya’nın kubbesinin altında durabilir, meydanı geçip Sultanahmet Camisi’ne gidebilir ve eski sarayın avlularına girebilirsiniz; antik hipodrom ve yeraltındaki sarnıç da hemen yakındadır. İstanbul’da başka hiçbir yer bu kadar küçük bir alana bu kadar çok tarih sığdırmaz. Bedeli kalabalıktır. Öğleye doğru meydanlar dolar, kuyruklar uzar ve büyük bir camide umut edebileceğiniz sessizliği bulmak güçleşir. Sultanahmet, şehrin neredeyse her yerinden çok, erken başlamayı ödüllendirir.
Süleymaniye’yi daha sakin seçenek yapan nedir?
Süleymaniye, tarihi yarımadanın ağırlığını kuyruklar olmadan verir. Mimar Sinan’ın başyapıtı Süleymaniye Camisi, konut olarak kalmış bir semte demir atar; çevresindeki hava da Sultanahmet’in ender olduğu bir biçimde sakindir.
Burada çay bahçeleri tur gruplarıyla değil komşularla dolar, kediler sıcak basamaklarda uyuklar ve çoğu zaman duyduğunuz en yüksek ses ezandır. Sırt, tekrar tekrar, Haliç ile onun ötesindeki suya açılan ani manzaralara bırakır kendini. Cami için gelir, çevresindeki sıradan hayat için kalırsınız. Semti daha tam tanımak için, Süleymaniye rehberi, yerin düzenini kavradıktan sonra neyi görmek ve nerede yavaşlamak gerektiğini anlatır.
İkisini bir ziyarete nasıl sığdırırsınız?
Seçmek zorunda değilsiniz. İki semt, tek bir güne sığacak kadar yakındır ve akıllıca olanı, her birini doğru saatle eşleştirmektir.
- Sabah Sultanahmet’te. Tur gruplarından önce, Ayasofya ile Sultanahmet Camisi en sakin hâlindeyken erken varın. Işık yumuşaktır ve meydanlar neredeyse boştur.
- Öğle vakti yokuş yukarı bir yürüyüş. Sultanahmet dolduğunda, yolda çarşı çevresinde duraklayarak on beş dakikalık tırmanışla Süleymaniye’ye çıkın. Kapalıçarşı’dan Süleymaniye’ye çıkan yürüyüş kısa ve doyurucudur.
- Öğleden sonra ve akşam Süleymaniye’de. Cami avlusunda oyalanın, gölgeli bir bahçede çay (Türk çayı) için ve öğleden sonranın sırtta yavaşlamasına izin verin.
- Bir terasta gün batımı. Işık için kalın. Süleymaniye, İstanbul’un en iyi Boğaz manzaralarından bazılarını barındırır; camiler ışımaya başladıkça Haliç’in üstüne bakar.
Size hangisi uyar?
Vaktiniz kısaysa ve anıtlar için geldiyseniz, Sultanahmet yakınında konaklayın ve erken başlayın. Eski şehri daha yavaş bir tempoda, bir masa, bir manzara ve nefes alacak yerle istiyorsanız, kalmaya değen yüz Süleymaniye’dir. Yarımadayı bilen gezginler gezilerini Sultanahmet’te, oyalanmalarını ise (sabah kahvaltısını ve geceleyin suyun üstünde akşam yemeğini) Süleymaniye’de yapma eğilimindedir.
İşte o daha sakin sırt, Moss Lounge the Bosphorus’un kurulduğu yerdir; Süleymaniye’de Fetva Yokuşu üzerinde, bir yanında camiyi, diğer yanında Haliç’i tutan bir terasla. Ev sahibi Adem Özen, burayı 2019’da açtı ve bir restoran değil, bir ev gibi işletiyor. Büyük yapılar arasında geçen bir sabahın ardından, uzun bir öğle yemeği ya da teraste geç bir akşam üzerinden eski şehrin sizi yavaşlatmasına izin vermek için iyi bir yerdir.